İçeriğe geç

Icd-10 tanısı nedir ?

ICD-10 Tanısı: Bir Toplumsal Yapının Güç ve İktidar İlişkilerine Dair Siyaset Bilimsel Bir Bakış

Bir insanın hastalıkları ve psikolojik durumu üzerine yapılan bir tanı, her zaman tıbbi bir sorunun ötesinde, toplumsal ve siyasal yapılarla da doğrudan ilişkilidir. İçinde yaşadığımız toplumlar, bizleri yalnızca biyolojik varlıklar olarak değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve politik etkileşimlerin bir sonucu olarak da biçimlendirir. Modern toplumlarda, hastalık ve sağlıklı olma durumu arasındaki çizgi, yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda iktidar ilişkileri, kurumlar ve ideolojiler aracılığıyla belirlenir. Peki, ICD-10 tanısı, yani “Uluslararası Hastalık Sınıflandırması”nın her bir kodu, aslında bize ne söylüyor? Bu sınıflama yalnızca tıbbi bir gereklilik mi, yoksa gücün ve meşruiyetin bir aracı mı? İktidar, toplumsal düzen ve yurttaşlıkla nasıl ilişkilidir?

ICD-10: Sadece Tıbbi Bir Kodlama mı, Yoksa Toplumsal Gücün Bir Yansıması mı?

ICD-10 (International Classification of Diseases, 10th Edition), Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan ve hastalıkları sınıflandırmak amacıyla kullanılan bir sistemdir. Ancak bu sistemin, tıbbi bir amacın ötesinde toplumsal ve politik anlamlar taşıdığı bir gerçektir. Bu sınıflama, yalnızca hastalıkları tanımlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumların değerlerini, normlarını ve bu normların zaman içinde nasıl şekillendiğini de gösterir. Örneğin, belirli psikolojik rahatsızlıkların hastalık olarak tanımlanması, o dönemin toplumsal anlayışını ve devletin bu rahatsızlıklar üzerindeki gücünü yansıtır.

Modern toplumlarda, hastalık ve bozukluklar yalnızca biyolojik ve tıbbi bir olgu olarak görülmez. Aynı zamanda devletin ve kurumların belirlediği normlara uymayan bireylerin, sosyal yapıya zarar verdiği kabul edilir. Peki, bu sistemin işleyişi sadece tıbbi gereksinimlere mi dayanıyor? Yoksa aslında bu, bireylerin toplumsal düzene uyum göstermeleri için bir tür kontrol aracı mı? Burada karşımıza çıkan kavram, elbette meşruiyettir. Toplumun belirlediği normlar doğrultusunda bir kişinin “hasta” ya da “sağlıklı” olarak kabul edilmesi, aslında o toplumsal düzenin kabul ettiği bir meşruiyet anlayışına dayanır.

Güç ve İktidar: ICD-10’un Sosyal Düzen Üzerindeki Etkisi

İktidar ve güç ilişkileri, hastalık tanımlarını şekillendiren önemli faktörlerdir. Toplumda hangi davranışların kabul edilebilir, hangi düşüncelerin “hastalık” olarak tanımlanacağına dair kararlar, devletin, sağlık kurumlarının ve tıbbi otoritelerin denetiminde şekillenir. Bu durumda, ICD-10’un tanı sisteminin, yalnızca bireylerin sağlığını değil, aynı zamanda toplumsal düzenin işleyişini de belirlediği söylenebilir. Örneğin, 19. yüzyılda homoseksüellik, tıbbi bir hastalık olarak kabul edilmekteydi. Ancak zamanla, toplumsal baskılar ve ideolojik değişimlerle birlikte bu durum değişmiş ve homoseksüellik hastalık kategorisinden çıkarılmıştır. Buradaki değişim, sadece tıbbi bir karar değil, aynı zamanda toplumsal normların ve ideolojilerin bir yansımasıydı.

Bu durum, aynı zamanda katılım meselesiyle de ilgilidir. Toplumsal normlara uymayanlar, genellikle hastalık ya da bozukluk kategorilerine yerleştirilir. Böylece toplumsal düzene katılmaları engellenmiş olur. Bu, sadece bireysel düzeyde bir problem değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı şekillendiren bir güç dinamiği meselesidir. Toplumun normlarına uymayan bir birey, “hastalık” etiketini taşır ve bu etiket, ona toplumdaki rolünü ve haklarını belirleyen bir etiket gibi yapışır. Peki, bu tür bir etiketleme, bireylerin toplumsal katılımını nasıl sınırlar? Toplumun kabul ettiği normlardan sapmak, aslında toplumsal bir dışlanma mı yaratır?

Demokrasi ve Yurttaşlık: Toplumda Hangi Hastalıklar Kabul Edilir?

Demokrasi, yurttaşların eşit haklara sahip olduğu, özgürce düşüncelerini ifade edebildiği bir sistem olarak tanımlanır. Ancak demokrasi ve yurttaşlık, aynı zamanda toplumun değerlerine ve normlarına uygunlukla da sınırlıdır. Bu durum, bireylerin toplumsal katılımını ve yurttaşlık haklarını nasıl şekillendirir? Toplumda hangi hastalıkların kabul edileceği, çoğu zaman demokrasi anlayışının sınırlarını belirler. İktidar sahiplerinin, belirli sağlık durumlarını ve davranışları “normal” ya da “hastalık” olarak tanımlamaları, aslında toplumun normlarını ve bireylerin bu normlara uyum sağlama süreçlerini belirler. Bu noktada, toplumsal düzenin ve demokrasi anlayışının ne kadar esnek ya da katı olduğu önemlidir.

Yurttaşlık ve Toplumsal Katılım: Hastalık Tanımları Ne Söyler?

ICD-10 gibi tanı sistemleri, toplumun en temel yapısal unsurlarından biridir. Çünkü bu sistemler, toplumsal katılımın hangi bireyler tarafından mümkün olacağını, kimlerin toplumdan dışlanacağını ya da kimlerin “yurttaş” kabul edileceğini belirler. Toplumda hastalıkların ve bozuklukların tanımlanması, aynı zamanda hangi bireylerin toplumsal süreçlere dahil edileceğini ya da hangi bireylerin toplumsal hayatın dışına itileceğini de belirler. Bu noktada, hastalık tanımlarının siyasi bir boyutu olduğu ve iktidarın bu tanımlar üzerinde belirleyici bir rol oynadığı açıktır.

Demokratik toplumlarda, yurttaşların eşit haklara sahip olması gerektiği savunulsa da, bu eşitlik yalnızca toplumsal normlara uyanlar için geçerlidir. ICD-10 gibi sistemler, bu normları belirler ve “hastalık” etiketini taşıyan bireyleri dışlar. Peki, bu dışlanma, toplumsal eşitliği ne kadar tehdit eder? Sağlık politikalarının ve ideolojik güçlerin, bireylerin yurttaşlık haklarını nasıl şekillendirdiğini düşündüğünüzde, “yurttaşlık” kavramı ne kadar kapsayıcı olabilir?

Sonuç: ICD-10 ve Toplumsal Yapıdaki Güç Dinamikleri

ICD-10, sadece bir sağlık tanımlama sistemi değildir; aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir yapının, normların ve ideolojilerin bir yansımasıdır. Hastalık tanımlamaları, bireylerin toplumsal düzene katılımını ve güç ilişkilerini doğrudan etkiler. İktidar, kurumlar ve ideolojiler, bu sistemleri belirler ve bireylerin toplumsal hayatta nasıl yer alacaklarını şekillendirir. Peki, bu tür sistemler toplumsal eşitlik ve demokrasiye ne kadar hizmet eder? Toplumun hastalıkları nasıl tanımladığı, aslında güç ve iktidar ilişkilerinin nasıl işlediğinin bir göstergesidir. Belirli hastalıkların ya da bozuklukların toplumdan dışlanması, bir yandan bu hastalıklara sahip bireylerin haklarını kısıtlarken, diğer yandan toplumsal yapıyı da yeniden şekillendirir. Sizce, toplumsal katılım, yalnızca sağlıklı olma koşuluna mı bağlıdır? İktidar ve meşruiyetin nasıl şekillendiği, hastalık tanımlarından ne kadar etkilenir?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet casinobetexper yeni giriş